31 Aralık 2013 Salı

İçimiz Fakirdi

Fakirdik biz, paramız vardı aslında. Yani çok yoktu ama vardı. İçimiz fakirdi bizim, yoksuldu, garibandı, kalenderdi. Yakışmazdı bize öyle her şey, yakıştıramazdık kendimize, ne gereği vardı ki zaten. Güzel olan hiç bir şeyi hak etmediğimizi düşündürüyordu bize, fakirliğimiz.
İçimiz fakirdi, öyle fakir ama gururlu falan da değildik yani. Gururluyduk ta öyle kan kusup kızılcık şerbeti içtik demezdik. Saklamazdık yani fakirliğimizi, herkes bilsin isterdik gariban olduğumuzu, herkes anlasın ki ona göre davransın. Artık acır mı üzülür mü halimize onu da ona bırakırdık. Her şey lüks gelirdi bize gereksizdi yani, palton mu eskidi, havalar mı soğuk, yenisini almaya gerek yoktu hiç. Vardı dolapta bir sürü palto. Eskileri iyice eskitememiştik daha.  Daha eski diyemezdik onlara. Bir şeyin eskimesi için kesinlikle ama kesinlikle kullanılamaz hale gelmesi gerekirdi bizim için yoksa yenisi alınmazdı. Yeniye giden yollar hep karmaşıktı zaten bir şey yeteri kadar eskidiyse, bu seferde başkalarının yeteri kadar eskimemiş eskilerini giyerdik. Gerek yoktu hala yenisine. Garibandık biz, çünkü gariptik hakikaten.
Garibanlığımızın ve fakirliğimizin sloganı bile vardı. Hele bir düzlüğe çıkalım da alırız. Düzlüğe çıkamazdık hiç, çünkü öyle bir niyetimiz yoktu. Bu sadece nefsimizi kandırma yöntemimizdi. İçimiz fakirdi bir kere, düzlüğe çıkmaktan korkuyorduk belki de ya da gerek duymuyor da olabiliriz. Karar veremedim şimdi.
Düzlüğe çıkmayı bile yakıştırmıyorduk ki kendimize zaten. Ne derdi eş, dost, akraba sonra bizim için. Ayranımız vardı içmeye ama içmezdik.  Görenler meşhur 'ayranı yok içmeye’  söz öbeğini kurmasın, arkamızdan rahata kavuştular demesinler diye.  Ne olursa olsun biz de şık durmazdı hiç bir zaman. Biz kimdik ki onu giyelim, onu alalım, onu yiyelim. Mesela marketten hiç kaşar peynir almadık. Alabilirdik aslında ama almadık. Tulum peynir varken gerek yoktu çünkü. Onun daha lezzetli olduğuna inandırmıştık kendimizi.  Zeytini, salçayı, turşuyu, tatlıyı hep evde kendimiz yapardık. Dışarıda hazır satılanlar hem sağlıksızdı hem de gereksiz.
Mesela araba almak gibi bir idealimiz hiç olmadı. Ne gereği vardı ki belediye bizim için otobüs yapmıştı. Hem zaten çoğu yer yürüme mesafesindeydi. Kaldı ki gaza benzine para mı verecektik bir de. Öyle şahsımıza ait bir vasıta bizi bozardı.
Fakirdik ve hep fakirlikten kurtulacağımızı düşlerdik. Ama içimiz fakirken bunun mümkün olmadığını bir türlü anlayamazdık. hırslarımız yoktu, bakardık, görürdük, görmezden gelirdik. Aza kanaat etmeyen çoğu bulamaz derlerdi. Ama Çoğu istemeyen hep azı buluyordu. Aza kanaat etmek bir yaşam biçimiydi.  

ÖFT/Sallamasyon Titreşimler 01.01.2014