Fakirdik biz, paramız vardı aslında. Yani çok yoktu ama
vardı. İçimiz fakirdi bizim, yoksuldu, garibandı, kalenderdi. Yakışmazdı bize
öyle her şey, yakıştıramazdık kendimize, ne gereği vardı ki zaten. Güzel olan
hiç bir şeyi hak etmediğimizi düşündürüyordu bize, fakirliğimiz.
İçimiz fakirdi, öyle fakir ama gururlu falan da değildik
yani. Gururluyduk ta öyle kan kusup kızılcık şerbeti içtik demezdik.
Saklamazdık yani fakirliğimizi, herkes bilsin isterdik gariban olduğumuzu,
herkes anlasın ki ona göre davransın. Artık acır mı üzülür mü halimize onu da
ona bırakırdık. Her şey lüks gelirdi bize gereksizdi yani, palton mu eskidi,
havalar mı soğuk, yenisini almaya gerek yoktu hiç. Vardı dolapta bir sürü
palto. Eskileri iyice eskitememiştik daha.
Daha eski diyemezdik onlara. Bir şeyin eskimesi için kesinlikle ama
kesinlikle kullanılamaz hale gelmesi gerekirdi bizim için yoksa yenisi
alınmazdı. Yeniye giden yollar hep karmaşıktı zaten bir şey yeteri kadar
eskidiyse, bu seferde başkalarının yeteri kadar eskimemiş eskilerini giyerdik.
Gerek yoktu hala yenisine. Garibandık biz, çünkü gariptik hakikaten.
Garibanlığımızın ve fakirliğimizin sloganı bile vardı. Hele
bir düzlüğe çıkalım da alırız. Düzlüğe çıkamazdık hiç, çünkü öyle bir niyetimiz
yoktu. Bu sadece nefsimizi kandırma yöntemimizdi. İçimiz fakirdi bir kere,
düzlüğe çıkmaktan korkuyorduk belki de ya da gerek duymuyor da olabiliriz.
Karar veremedim şimdi.
Düzlüğe çıkmayı bile yakıştırmıyorduk ki kendimize zaten. Ne
derdi eş, dost, akraba sonra bizim için. Ayranımız vardı içmeye ama
içmezdik. Görenler meşhur 'ayranı yok
içmeye’ söz öbeğini kurmasın, arkamızdan
rahata kavuştular demesinler diye. Ne
olursa olsun biz de şık durmazdı hiç bir zaman. Biz kimdik ki onu giyelim, onu
alalım, onu yiyelim. Mesela marketten hiç kaşar peynir almadık. Alabilirdik
aslında ama almadık. Tulum peynir varken gerek yoktu çünkü. Onun daha lezzetli
olduğuna inandırmıştık kendimizi.
Zeytini, salçayı, turşuyu, tatlıyı hep evde kendimiz yapardık. Dışarıda
hazır satılanlar hem sağlıksızdı hem de gereksiz.
Mesela araba almak gibi bir idealimiz hiç olmadı. Ne gereği
vardı ki belediye bizim için otobüs yapmıştı. Hem zaten çoğu yer yürüme
mesafesindeydi. Kaldı ki gaza benzine para mı verecektik bir de. Öyle şahsımıza
ait bir vasıta bizi bozardı.
Fakirdik ve hep fakirlikten kurtulacağımızı düşlerdik. Ama
içimiz fakirken bunun mümkün olmadığını bir türlü anlayamazdık. hırslarımız
yoktu, bakardık, görürdük, görmezden gelirdik. Aza kanaat etmeyen çoğu bulamaz
derlerdi. Ama Çoğu istemeyen hep azı buluyordu. Aza kanaat etmek bir yaşam
biçimiydi.
ÖFT/Sallamasyon Titreşimler 01.01.2014